Sivil toplum kuruluşlarının ve Samsun'un açmazı "İletişimsizlik"
Çağdaş demokrasilerin en önemli kuruluşlarından birisi, sivil inisiyatif olarak görev yapan “SİVİL TOPLUM KURULUŞLARIDIR”. Bu ülkeler de, STK’lar toplumun çıkarlarının korunması ve onların beklentilerinin seslendirilmesi adına çok önemli sorumluluklar üstlenirler. Bu ülkelerin yönetim birimlerinde görev alanlar bu kuruluşların görüş ve önerilerini değerlendirir, zaman zaman ters düşseler de STK’ları yok saymazlar. Oysa ülkemizde yönetim birimlerinin başında bulunanlar, çoğunlukla STK’lar ile çağdaş anlam da iletişim içersinde olmak bir yana, zorunlu olmadıkça onları muhatap almamayı tercih ediyorlar. Bu tutumun iki tarafı da hata yapmaya zorlaması yanında, toplum adına çok önemli yararlar sağlayacak “ortak akıl” gibi bir olanak da heba olmaktadır. Bu yanlışı iki taraf açısından da iyi yorumlamak gerekir. Öncelikle ülkemizde yönetim birimlerinin başına gelen bir kısım tepe yöneticilerinin çoğunun içine düştüğü bir yanlış var. Bu da, bu tip yöneticilerin kendilerini bilgi birikimleri destekleyecek, yeri gelince de hata yapmasını önleyecek uyarıları yapabilecek güçlü yardımcılarla çalışmaktan kaçınmalarıdır. Bir üst yönetici, yeterli donanımla bulunduğu yere getirilmişse veya seçilmişse, kendine olan güveni nedeniyle, yanında güçlü insanların bulunmasından rahatsızlık duymaz. Tam tersine onların da desteği ile başarı çizgisini yükseltir. Çünkü kendisinin son sözü söyleyecek ve son kararı verecek kişi olduğunun bilincindedir. Yanında güçlü yardımcılar yerine sıradan, sadece kendisini talimatları doğrultusunda çalışanlara yer vererek yöneticilik yapmak yolunu seçenlerin hata oranı yüksektir. Bu konumda ki yöneticilerin etrafında oluşan dost! Halkası, onu her ortamda destekleyerek yaptığı her şeyin doğruluğuna öylesine inandırır ki, üst yöneticinin artık hiç karşı görüşe kulak verme ihtiyacını duymayacak kadar gözü kararır. İşte bu noktadan sonra yöneticinin hatalar yapması kaçınılmaz hale gelir. Üzülerek söylemek gerekirse Türkiye’de önemli görevlere gelmek ve seçilmek için liyakat ilk ve ön şart değildir. Dolayısı ile bu ön şart aranmaksızın üst görevlere gelenler, bilgi paylaşımını kendi yetkilerinin paylaşılması gibi algıladıkları ve kendilerine önerilen doğru işlerin yapılmasını içlerine sindiremedikleri için, bu tür kişi ve kuruluşlarla iletişim içersinde olmaktan da kaçınırlar. Yazımın başında sözünü ettiğim iletişimsizliğin diğer yanında yer alan SİVİL TOPLUM KURULUŞLARININ da önemli yanlışlar yaptığı gerçeğini yok sayamayız. Bu yanlışların en önemlisi, bazı STK yöneticilerinin bu kuruluşları amaç dışı kullanmaları ve siyasi basamak yapma çabalarıdır. Zaman zaman kişisel getirim aracı olarak da kullanıldığı bilinmektedir. Zaten bu iki yanlışın kabul edilmesi ve tartışılması dahi olanak dışıdır. Bence STK’ları sevimsiz hale getiren en önemli yanlış, bu kuruluşların bazılarının sadece eleştiri yapmalarıdır. STK’lar toplumun sesi olarak sessiz çoğunluğun haklarını koruma görevini yaparken, tabii ki gereken yerlerde eleştiri görevini de yapacak ve gördüğü yanlışları kamuoyunun gündemine taşıyacaktır. Ancak, bunları yaparken yapılan doğru işlere destek vermenin de ötesinde, daha da önemlisi tüzüklerinin amaçları doğrultusunda kendi alanlarına giren konularda öneri ve proje üretmek sorumluluğunu da üstlenmelidirler. İki taraf için de doğru ve yanlışın altını çizdikten sonra bu pencereden Samsun’a baktığımızda da gördüğümüz manzara ne yazık ki yukarıda ki gibidir. Bugün Samsun’un içine düştüğü en büyük sorun da, birimler arasında yaşanan inanılması güç bir iletişimsizliktir. Zaten sorunlar yumağı haline gelen Samsun’da yaşanan bu iletişimsizliği anlamak mümkün değildir. Yönetim birimleri ile STK’lar arasında ve STK’ların kendi arasında ki iletişimsizlik Samsun adına büyük şansızlıktır. Öncelikle STK’ların siyasi güçlerin etkisinden sıyrılması ve bağımsız tavır sergilemesi gereklidir. STK’lar için tek bir amaç olmalıdır. Bu amaçta tek hedef, Türkiye’nin ve Samsun’un çıkarlarının korunması ve daha iyiye götürülmesidir. Bunu yapabilmek için hiçbir gücün etkisinde kalınmaması gerekir. Hatta bu savunulan doğrular, siyasi erk açısından tepki alacak olsa dahi, STK’lar özgürce doğruların yanında birleşebilmelidir. Eğer bu ortak doğru çıkara sahip çıkma noktasında siyasi erki üzmemek adına ödün verenler olursa, özlenen STK’lar birlikteliği sağlanamaz. Sonuçta tarafların bir bölümü yandaş konumunda kalırken, diğer tarafta karşıt konumunda kalır ve ortak doğru zarar görür. Ne yazık ki, Samsun böyle bir açmazın içine sürüklenmiştir. Samsun’un teşvik yasası dışında bırakılması ile yaşanan büyük haksızlık sırasında STK’ların başlattığı kampanya da 81 STK ile yola çıkılmıştır. Ancak, iktidarın Samsun’u teşvik dışında bırakma kararında ki ısrarlı tavrına karşı başlatılan bu kampanyaya, üzülerek söylemek gerekirse bu kentin ekonomide ki en önemli STK’ları destek vermemiştir. Bu bölünme, Samsun’un elini zayıflatmıştır. Destek veren STK’lar da iktidar milletvekillerinin hakaretine uğramıştır. Bir kentin yararına olacak bir amaçta dahi birlik olamayan ve oluşumdan çekilirken bir STK başkanının inanılması güç, “ Büyüklerimizin kabullenmediği bir şeye biz de destek veremeyiz” sözleri her şeyi anlatmaya yeter sanıyorum. Bu kente birlikteliği sağlayan ve kent sorunlarının tüm kesimlerin katılımı ile tartışılarak bir sonuç bildirgesine bağlanan, her defasında daha da olgunlaşan “ SAMSUN KENT KURULTAYLARI”, yine bu anlayışın ve birilerinin talimatı ile hareket eden bazı STK’ların büyük çabası ile sonlandırılmadı mı? STK’ların bu yanlışları yapmasında etkili olan siyasi ve yerel yöneticilerin payını da yok sayamayız. Bu kentte imar düzenlemeleri yapan belediyelerin, Samsun Mimarlar Odasının, alt yapı ile ilgili düzenlemeler için ilgili meslek odaları ile projeler üzerinde görüş alış veriş yapması gerekmez mi? Yaparsa onlara zarar verir mi? Nasıl olsa son kararı verecek ve uygulayacak onlar değil mi? Veya kentimiz ile ilgili bir önerisi olanı davet edip görüşlerini almak çok mu zordur? Son günler de yaşananlar ve Samsunluya korku salan “ MOBİL SANTRAL VE TERMİK SANTRALLER” konusunda bu kenti yöneten ve temsil edenlerin suskunluğunu anlamakta sıkıntı çekiyorum. Samsunlulara dayatılan sağlığını, toprağını, suyunu elinden alacak ve çocuklarımızın geleceği olan bir ovayı yok edecek bu kirli yatırıma ülkesini ve Samsun’u seven hiç kimsenin onay vereceğine inanmıyorum. STK’lar bu konuda Samsun’u yöneten ve temsil edenleri karşı durmaya davet ediyor. STK’ların direnişi aslında bu kenti yönetenler için siyasi erke karşı en büyük koz olmalıdır. Ancak tüm çağrılara henüz hiçbir cevap yok. SAM-SEV’İN geçen hafta gazetelerde tam sayfa yer alan “ DURDURUN BU KATLİAMI” başlıklı çağrısında yerel yönetici ve milletvekillerine açık bir çağrı yapılmıştır. Buna dahi şu ana kadar hiçbir cevap alınmamıştır. Üç önemli makamdan randevu talepleri de henüz cevaplanmış değildir. Samsun’un ve Samsunlunun geleceğini kurtarmak adına el uzatan STK’ları yok sayan tavır devam ederse, SAMSUNLULARA DAYATILAN VE LAYIK GÖRÜLEN BU KANSER YATIRIMLARININ EN BÜYÜK SORUMLUSU BU KENTİ YÖNETENLER VE DE TEMSİL EDENLER OLACAKTIR. Bu gerçeklerin ışığında, artık hiç kimsenin STK’ları sadece eleştiri yapan kuruluşlar olarak suçlamaya hakkı olamaz diye düşünüyor ve Sayın Valimizin bir an önce “ortak akılı” harekete geçirmesini diliyorum. İyi haftalar..